22 Mayıs 2012 Salı

Önyargı hapsinde insan

"Öteki, hikâyesini dinlemediğimizdir." der ünlü felsefeci Zizek. Hikayesini dinlemediğimiz, pek çok kimse var kendi dünyamızda.

23 Aralık 2011 Cuma 02:17
Önyargı hapsinde insan
          

"Öteki, hikâyesini dinlemediğimizdir." der ünlü felsefeci Zizek. Hikayesini dinlemediğimiz, pek çok kimse var kendi dünyamızda. İlk defa tanıştığımız insana, bazı meslek gruplarına, bizden olmayan siyasî parti ve sivil toplum üyelerine karşı dinlemediğimizden ve dolayısıyla da bilmediğimizden dolayı önyargılarımızı biriktiriyoruz. Peki netice?

"Başörtülüler gericidir.", "Karadenizlilere kız verilmez.", "Çocuktur anlamaz.", "Avukatlar yalancıdır.", "Gazeteciye güven olmaz.", "Evlenince kesin değişir bu adam.", "Aslan burçlarıyla hiç anlaşamam.", "Tek çocuk kesin şımarık olur.", "Fenerbahçeli mi aman Allah'ım.", "Falanca partinin üyesiyse selam bile vermem.", "Filan cemaatin yurduna çocuğunu sakın gönderme.", "Kesin benim hakkımda kötü düşünüyor."... Bir sohbet esnasında dilimizden dökülüveren ve sıkça zikrettiğimiz düşüncelerimizin yansıması olan bu ifadeler, önyargı, zan, genelleme ve yaftalamalarımızı gözler önüne seriyor.

Önyargılar, ilk bakışta bir düşünce yanılgısı gibi görünse de aslında yaşamımızı tahminimizin çok ötesinde etkiliyor. Zira bu olumsuz tasavvurun girmediği alan, dokunmadığı kişi, temas etmediği topluluk, yargılamadığı meslek yok maalesef. Bazen yeni tanıştığımız bir insan, herhangi bir sebepten ötürü hiç hoşumuza gitmeyebiliyor. Ya ses tonu ya üslubu ya da bir bakışından hemen notumuzu veriyoruz. Yöneticiler adam kayırıyor, doktorlar kesin rüşvet yiyor, kadınlar sinsi oluyor, sarışınlarınsa akıllı olduklarını ispatlamaları bir hayli zor. Gençler, yaşlılar, çeşitli meslek üyeleri, belirli okulların mezunları, bazı yörelerin insanları, azınlıklar, engelliler, turistler, din veya mezhepleri farklı olanları sırf bu özellikleri sebebiyle etiketleyebiliyoruz.

"Bir kimse ya da bir şeyle ilgili olarak belirli koşul, olay ya da görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu ya da olumsuz yargı, peşin hüküm" olarak tanımlanan önyargı, yaşamımızda fark etmediğimiz pek çok handikabın ana kaynağı. Aslına bakarsanız genellemeye götürdüğümüz yargılarımızın gerçeklikle örtüşebilmesi için hepsini ayrı ayrı teyit etmemiz gerekiyor. Fakat biz genelde işin kolayına kaçıp hiçbir araştırma ve sorgulamaya gerek duymadan karalama yapabiliyor hatta iftira boyutuna bile geçebiliyoruz.

GIYBETİN İLK ADIMI

Önyargının sahibini götürdüğü en tehlikeli mecra ise gıybet. Ölü kardeşin etini dişleme boyutunda çirkin bir davranış olduğu her birimizin ezberinde olsa da bu günaha götüren ilk adımları çoğumuz bilmiyoruz maalesef. Bilsek de ihtimaller uzak geliyor, gıybete varacağını tahmin etmediğimiz zanlara kolayca teslim ediyoruz kendimizi. Hâlbuki Allah-u Teâlâ, yasakladıklarını direkt menetmekten ziyade "Yaklaşmayın" ikazı ile bize o davranışa giden tali yollara bile meyletmememiz gerektiğini söyler. Zira zan ve tecessüsün bizi gıybet girdabına sürüklemesi tahminlerimizden daha büyük ihtimal taşıyor. Bu yüzden Kur'an'da sadece gıybetten değil, gıybete götürecek zan ve tecessüsten de uzak durulması istenir. Gıybetin ve ona götüren yolların ne kadar çirkin bir davranış olduğu ve menedildiği Hucurat Sûresi'nin 12. ayetinde şöyle buyrulur: "Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi gıybet etmesin. Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz! Öyleyse Allah'ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun. Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri kabul eder, merhamet ve ihsanı boldur)."

Müfessir Prof. Dr. Suat Yıldırım, ayet-i kerimede gıybetin ilk basamağı olarak ifade edilen zannın tanımını "Zan gerçeklik ihtimali yüzde elliden fazla olmakla beraber kesin olmayan bir bilgidir. Bu kabil tahminler gerçek olmayıp zandan ibarettir. Bunu dile getiren kimse hem suizan, hem de gıybet günahını yüklenir." şeklinde yapıyor. Yıldırım, "Kendisine fazla güveniyor", "Biraz enaniyetlidir", "Falan camiayı veya kişiyi önemsemez", "Falan siyasî partiye yanaşıyor", "Modernist fikirleri vardır" gibi bazen tahmine dayanan değerlendirmelerin de zandan ve olumsuz önyargıdan kaynaklandığını düşünüyor.

Ayetle yasaklanan zannın bir kısmı suizan. Bu düşüncenin makbul kısmı ise hüsnüzandır. Yani inananlar, Allah Teâlâ, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), müminler ve aksine gerekçe olmadıkça bütün insanlar hakkında iyi zan beslemekle mükellef. Prof. Dr. Yıldırım, dinimizin zan konusunda belirlediği ölçülere değinirken içtihada dayanan farklılıklarda, herkesin başka mezhep hakkında hüsnüzanla yükümlü olduğunu hatırlatıyor. Zira fıkhî konularda hak, birden fazla olabilir. Uygun görülen bu tutuma 'Musavvibe' denir. Dolayısıyla "Mezhebim haktır, ama hata ihtimali var. Öteki mezhep hatalıdır, ama içinde doğrular da olabilir." tutumu uygun değil. Çünkü bu fikir suizan, yani olumsuz önyargıya dayanır. Dinimizin koyduğu hüküm ise açık: "Hüsnüzanda hata, suizanda isabet etmekten daha iyidir." Çünkü kendisi hakkında, arkadaşının iyi düşündüğünü öğrenen kimse, onun hakkında olumlu düşünmeye başlar. Vicdanında muhasebe yapar, daha iyi olmaya yönelir. Suizan ise iyilik doğurmaz. Hakkında kötü düşündüğümüz kişi bize aynı şekilde mukabele eder. Eksiklerimizi bulmaya çalışır. Bu durum nihayetinde düşmanlığa bile yol açabilir. Bu yüzden toplum fertleri birbirine hasım kesilir. Hasılı hem şahsın hem de toplumun zararına bir tablo ortaya çıkar.

Suat Yıldırım ayrıca insanın, yaratılış gereği kazanımını artırmak, terakki etmek (yükselmek) istediğini fakat önyargının buna engel olduğunu nazara veriyor. Nitekim önyargılarının esiri olmuş bir insan, gün geliyor pişmanlıklarıyla baş başa kalıp, "Suizan ettim, kazancım olmadı.

Aklımı, fikrimi, kalbimi başkalarının kusurlarını araştırmada harcadım. Nice faydalar elde etme yerine bu harika nimetleri heder ettim, bunları lütfeden Rabb'ime nankörlük ettim. Dil, göz, kulak, el, ayak gibi nimetleri, başlıca sermayem olan vaktimi bu zanların peşinde, önyargılarda tükettim. Çok yazık!" şeklinde hayıflanabiliyor.

Suizandan ne kadar sakınmamız gerekiyorsa buna sebep olmaktan da o kadar kaçınmak gerekiyor. Başkalarını kendimiz hakkında olumsuz düşüncelere sevk edecek mekânlarda bulunmamak, töhmete yol açacak tavırlar sergilememek lazım. Zira Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hususta o kadar hassastır ki bir gün eşi Safiyye validemizle yürürken yanlarından hızla sahabe efendilerimizden Üseyd b. Hudayr ile Abbad b. Bişr geçer. Allah Resûlü, onları durdurup zevcesinin yüzünden nikabı açar ve "Bakın, bu zevcem Safiyye'dir." der. Sahabe efendilerimiz "Estağfurullah Yâ Resûlallah, Senin hakkında suizan mı?" dediklerinde, Allah Resûlü, "Şeytan, insanların kanının dolaştığı yerde dolaşır." buyurur.

KENDİMİZE BİLE ÖNYARGILI, BİRBİRİMİZİN CAHİLİYİZ

Önyargılarımızın temeli çoğunlukla çocukluk dönemine dayanıyor. Minikler önyargıları aileleri, akranları, kitle iletişim araçları, ders kitapları ve yaşadıkları toplumdan öğreniyor. Mesela eğitim hayatımız boyunca okuduğumuz kitapların içinde ne bir cüceye ne de bir engelliye rastladık. Şiveli konuşan bir Kürt ya da Ermeni bir madam hiç çıkmadı karşımıza. Fakat bunların hepsi toplumda var. Hatta tekerlemelerimiz bile önyargılarımızı besleyecek nitelikte. Sosyolog Nil Mutluer de toplumsal önyargıların sebeplerine değinirken bir tekerleme örneği veriyor: "1-2-3'ler yaşasın Türkler, 4-5-6 Polonya battı, 7-8-9 Almanya domuz, 10-11-12 İtalya tilki"... Bunun gibi pek çok tekerleme, masal ve çocuk marşları ayrımcılıkla dolu.

Aile, politik dil özellikle de medya önyargılarımızı pekiştirmede önemli rol oynuyor. Çünkü magazin ve dizilerde sunulan klişe hayatlar, genellemelerimizi besleyecek nitelikte. Suat Yıldırım bu noktada TV, radyo, gazete, internet gibi vasıtaların, birçok faydalarının yanında mahremiyetleri araştırma, suizan, gıybet, hatta iftira gibi haramlara çeken ortamlar meydana getirdiği görüşünde.

Nil Mutluer, zanlarımızda bilgisizliğin çok büyük etken olduğuna dikkat çekiyor. Zira edindiklerimiz çoğunlukla merak ve deneyime değil iddia ve ezbere dayanıyor. Yani bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyoruz. Toplum olarak kulaktan dolma verilerle yetiniyoruz. Mesela birine adres sorduğunuzda "Bilmiyorum" cevabını duymanız neredeyse imkânsız. Yanlış da olsa mutlaka bir tarif alırsınız. Hâlbuki bilmiyor olmak bizi daha az değerli yapmaz. Sürekli kendimizi kanıtlama, ispatlama hali; ideal kişiler, zihinler olma derdi bizi önyargılara sürüklüyor. Mutluer, bunun sebebini açıklarken semboller ve şekillerin toplumun kendini devam ettirmesi için önemli olduğuna değiniyor. Nitekim sizden farklı olanla karşılaştığınızda diğerini anlama ve öğrenme merakının olmaması bizi birbirimizden iyice uzaklaştırıyor. Oysa okuduğumuz okula, işimize, hayatımıza yeni katılan kişilere önyargılı olmamız, çalışma azmimizi ve verimimizi düşürmekten başka hiçbir işe yaramıyor. Uzman psikolog Leyla Arslan, bazen kendimize karşı bile önyargılı olabildiğimize dikkat çekiyor. Ona göre kendi potansiyelimizi hafife alıp becerilerimizi görmezden gelebiliyoruz. Güvensizliğin verdiği bu önyargılar sebebiyle de başarısız oluyoruz. Ya da tam tersi enaniyetimizi kabartıp kendimizi olduğundan daha fazla gösteriyoruz. Her iki durumda da hezimete uğruyoruz.

Einstein'ın "Önyargıları yıkmak atomu parçalamaktan daha zordur." cümlesi, önyargıların yol açtığı hasarın telafisinin kolay olmadığını ispatlıyor. Unutmak ve unutturmak bilinçli bir karar ve çaba gerektiriyor. Leyla Arslan, bir kişinin her şeyden önce kendi zanlarının sebeplerini anlaması gerektiği kanaatinde. Ona göre çoğunluğu çocukluktan gelen önyargıların niteliğini anlayan kişi, yetişkinlik sürecinde daha az olumsuz genelleme yapmayı öğrenebilir. Ancak çoğu zaman bir kişinin bilgilerini ve alışkanlıklarını unutması, yenilerini öğrenmesinden daha zor.

Sosyolog Mutluer, önyargılarımızı yıkmanın aynılıklarımızı görmekten geçtiğini düşünüyor. Aynı tüketim kültürü, hayattan beklentiler, kültürel altyapı, eğitim gibi pek çok ortak paydamız var. Ancak önyargılarımızla birbirimizi ötekileştirirken benzerliklerimizi görmüyoruz. Farklılıklarımızı yaftalama sebebi değil, zenginliğimiz olarak algılamakta güçlük çekiyoruz. Halbuki farklı olanı anlamaya, öğrenmeye çalıştığımız ölçüde zenginleşiyoruz. Zira ayet-i kerimede de farklılıklarımızın bizi birbirimizden uzaklaştırmaya değil, birbirimizi tanımaya sebep olduğu ifade ediliyor: "Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah'ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda (Allah'ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır. Muhakkak ki Allah her şeyi mükemmelen bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır." (Hucurat, 13)

Nil Mutluer, toplum olarak kendine güveniyormuş gibi yapan değil, kendine güvenen insanlar yetiştirdiğimizde sorunun hayli azalacağına inanıyor. Çünkü kendine güvenen insan, önce şahsına ardından başkasına saygı duyuyor. Bu arada sivil toplum kuruluşları da önyargıları yıkmada etkili. Farklı STK'ların ortaklaşa yürüttükleri faaliyetler, toplum nezdinde pek çok zannın oluşmasına ve yok olmasına yardımcı oluyor.

Çoğumuz ilk karşılaşma esnasında olumlu ya da olumsuz bir intiba ediniriz. Burada anormal olan, ilk fikrimizi çürüten ve bizi onu değiştirmeye zorlayan sonraki tecrübelerimize rağmen ilk yargıda ısrar etmemiz. Yani gerçeği görmek ve kabul etmek istemeyişimiz. Önyargı olmaktan çıkmış bu sağlıksız yargılar, dünyamızı olumsuz şekillendirmeye yetiyor maalesef.

OLUMLU ÖN KABULLER DE GEREKLİ

Önyargıların faydalı olduğu yerler de var şüphesiz. Fethullah Gülen Hocaefendi, özellikle çocukluk döneminde bazı ön kabullerin yerleştirilmesi gerektiğini düşünüyor. Çocukların, şuuraltı müktesebatlarının oluştuğu dönemde, onların seviye ve konumlarını göz önünde bulundurarak, iman ve İslâm'ın esaslarına dair, ilmihalin bize verdiği bilgiler ölçüsünde şartlandırma faydalı bir yol. Her ne kadar şuuraltının beslenme dönemi için 0-5 ve 0-7 gibi yaş aralıklarından bahsedilse de bu, mutlak değil, izafîdir. İnsan dimağının aktif olduğu, etrafını çok iyi okuduğu ve çevresinden kotardığı şeyleri sürekli dimağına yerleştirdiği dönem -yedi yaşından sonra azalma gösterse de- on, belki on beş yaşına kadar devam edebilir. Bu dönemde, çocukların muhakeme kabiliyetleri büyükler gibi olmadığından meselelerin neden ve niçinleri üzerinde çok fazla durmadan açık ve net bir üslûpla sunacağımızı sunmak, vereceğimizi vermek önem arz eder. Evet, herhangi bir şüphe ve tereddüde mahal bırakmayacak şekilde, kesin ve net bir üslûpla, "Allah birdir", "Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun Resûlü'dür", "Cenâb-ı Hakk'ın mesajı O'nun eliyle bize gelmiştir", "Kader vardır" gibi muhkem bir üslûpla çocuğa temel dinî bilgilerin öğretilmesi gerekir. e.kaya@zaman.com.tr

Önyargılardan kurtulmak için... Önyargılarınızın nedenlerini bulun. Her duyduğunuza inanmayın. GördükleriNizi, duyduklarıNızı sorgulayarak yeni önyargıların oluşmasına fırsat vermeyin. Meraklı olun, araştırın. Bol bol okuyun. Sizin fikrinizde olmayanları dinleyin, anlamaya çalışın. Empati kurun. Şekle takılmayın, fikre odaklanın. Herkesin sizinle aynı olmasını beklemeyin.

Yeni Bahar Dergisi
Haber Kaynağı: Zaman Gazetesi | Zaman.com.tr

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Zorunlu eğitim 4+4+4 olmalı mı?

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    KARİKATÜR

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV

    SEÇME GALERİLER
    Dünyanın En Merak Edilen Soru Yanıtları 2012'de En Çok Aranacak Meslekler
    Şimdi Zeka Türünü Öğren Padişahların Görülmemiş Fotoğrafları
    2011 LYS-2 Fen Bilimleri Soru Cevapları 2011 LYS-3 Edebiyat-Coğ.1 Soru Cevapları
    2011-LYS-4 Sosyal Bil. Soru Cevaplar Çalışanlara 10 Adımda Terfi Önerileri!

    SEÇME GALERİLER
    2011-LYS-1 Matematik Soru-Cevapları 2011-LYS-1 Geometri Soru ve Cevapları
    2011-LYS-4 Sosyal Bil. Soru-Cevaplar 2011 LYS-5 İng. Alm-Frns. Soru-Cevap
    İyi Bir CV Nasıl Yazılır? İnternetin Sihirli 150 Adresi
    Gülmekten Kopartan Diyaloglar Bu 15 Bitkiyi Sofranızdan Eksik Etmeyin!

    SEÇME GALERİLER
    Şeklini Seç, Kişiliğini Analiz Et Geleceğin Gözde Meslekleri
    Yeni Üniversite Sistemi (YGS-LYS) Kağıttan Şaşırtan Şaheserler
    Beyni Geliştiren Besinler Tıp Fakülteleri YGS ve LYS Net Dağılımları
    En Çok Kazandıran Meslekler Çocuklar İçin En Tehlikeli 30 Yiyecek

    SEÇME GALERİLER
    Zekayı Dehaya Dönüştüren 7 Yöntem Sizin Fobiniz Hangisi? İşte Korkularımız!
    81 İlin En Meşhur Yemekleri Erkekleri Çıldırtan Kadın Davranışları
    Beyin Nasıl Geliştirilir? Hangi Organı Hangi Egzersiz Genç Tutar?
    İşte İnsan Beyninin Sırları? 9. Türkçe Olimpiyatları Şarkı Finali

    SEÇME VİDEOLAR
    Müthiş Bir Başarı Öyküsü Cep Telefonu Kanser Yapabilir
    Tıklama Rekorları Kıran Kız... ABD'li Öğrenciden Ah Şu Eller Türkü
    Dünya Sevgi Dili Türkçeyi Konuşuyor Arnavut Öğr. 'Kaldırımlar' Şiiri
    Türkçe Olmp. Şiir Finali Birincisi Türkçe Olimpiyatları Şiir Finali


    SEKTÖRÜNDE ÖNEMLİ FİRMALAR

    2011 LYS SORU VE CEVAPLARI
    2011 LYS-1 Matematik Soru-Cevap 2011 LYS-1 Geometri Soru ve Cevapları
    2011 LYS-2 Fen Bilimleri Soru-Cevap 2011 LYS-3 Edebiyat-Coğ1 Soru-Cevap
    2011 LYS-4 Sosyal Bilimler Soru-Cevap 2011 LYS-5 Yabancı Dil Soru-Cevap
    2011 Üniversitelerin Başarı Sıraları YGS-LYS Tercih Sunusu


    Eğitim Haberim Google+ (Google Plus) Sayfası Açıldı.


    Rehber Öğretmenlere Özel Google+ Sayfasına Katıl!