Çocukluk yıllarımızda kardeşimle 2000’li yılları hayal eder ve o tarihte kaç yaşında olacağımızı hesaplar, nerede, kiminle ve nasıl bir hayat içinde olacağımıza dair hayaller kurardık.
Ne kadar uzak gelirdi 2000’li yıllar bizim için...
80’ler, 90’lar derken 2000’ler geldi. Okul hayatı, iş – güç derken, işte 2010’dayız.
Ne kadar da hızlı geçmiş zaman farkında olmadan. Su gibi akmış.
Yaşamın döngülerini ne kadar da hızlı kat ediyoruz.
Geriye dönüp baktığımızda ise bazen ne kadar dolu ve keyifli yaşadığımızı düşünüyor, bazen de boşa geçen yıllarımız için üzülüyoruz.
Bunları düşünürken çoğunlukla yaşamımızın yaratıcısı olduğumuzu gözden kaçırıyoruz.
Yaratıcılığımız, sahip olduğumuz en büyük lütuf ve yaşadığımız hayatı değiştiren en büyük sihir.
Ne kadar yaratıcıyız hayatımızın rolünü oynarken? Ne kadar yaratabiliyoruz hayatımızı, hiç düşündünüz mü?
Peki, hepimiz de yaratıcılık yeteneği mevcut mu?
Psikiyatrist Dr. Nancy Andreasen’in yazdığı ''The Creating Brain: The neuroscience of genius'' (Beyin yaratmak: Dahilerin nörobilimi) adlı kitapta da belirtildiği gibi, yaratıcılık ile zekâ aynı şey değil. Yaratıcı olmanın kuralı materyallere beklenenin dışında bir şekil ve hayat verebilmekten geçiyor. Dr. Nancy Andreasen kitabında istisnasız herkesin yaratıcı zekâya sahip olduğunu vurguluyor.
Bu yaratıcılık nasıl ortaya çıkıyor?
Dr. Andreasen'a göre bu süreç, beynin bilinçsizce çalışmasının sonucu. Bunu, kaos teorisine benzetmek mümkün. Yani, düzensiz gelen bilgiler veya sinyallerin beyinde yeniden, düzene girmesiyle yaratıcılık ortaya çıkıyor.
Aslında önemsiz sandığımız birçok şey bilinçsizce aklımızı karıştırıyor ve belki de ilerideki başarılarımızın veya başarısızlıklarımızın temellerini atıyor.
Kaos Teorisi nedir?
Karmaşık sistemlerde (genellikle lineer olmayan sistemler) yapılan ufak tefek oynamaların ilerdeki zamanda büyük değişikliklere yol açabileceğini savunuyor bu teori. Yakın gelecekte olan şeylerin tahmininin kolay, daha sonraki zamanda olacakların ise tahmininin zor olduğuna dair bir teorem.
Bu bilimsel tanımdan yola çıkarak, beynimize gelen sinyalleri bilinçli bir şekilde yöneterek, yaratıcılığımızı geliştirebileceğimizi söylemek pekâlâ ki mümkün.
Peki, arzu edilen sonuçlara ulaşılabilmek için yaratıcılığımızı nasıl kullanmalıyız?
Duygular, niyet, hayal gücü, odağımız ve inanç yaşamımızda yaratmak istediğimiz olayları sihirli bir şekilde gerçeğe dönüştürüyor.
Hepsi beraber, ayrılmaz ve tek bir madde olarak kabul edilebilir, bu maddelerin tümü sihri oluşturuyor.
Yaşamın sihrini ve yaşamımızı istediğimiz şekilde ustaca yaratmayı beynimize bu sinyalleri gönderdiğimizde gerçekleştirebiliyoruz ancak.
Deneyimlediğimiz bütün olayların altında işte bu sihir var.
Yaşamlarımızı yaratma adına bu sihri eğlenceli şekilde kullanmak ve onunla oynamak mümkün ve oldukça eğlenceli. Aklımızda bir fikir oluşturup, bu fikre sıkı sıkıya sarıldığımızda ve bu fikirlerimize duygu kattığımızda, bu sihir oluyor ve arzumuz gerçeğe dönüyor.
Bizler içimizdeki sihre bizi destekleyen evrensel yapıdaki inanç sayesinde dokunuyoruz.
Karşı konulmaz şekilde arzu edilen sona duyduğumuz inanç, gerekli tüm unsurları, tüm detayları, tüm malzemeleri, şans buluşmalarını, ilahi olasılıkları ve kusursuz hizalanmayı yaratıyor böylece arzu edilen son tamamlanmış bir kalıp olarak hayatımızda yerini alıyor.
Bizler yaratıcılık içinde olan sihirli yaratıklarız ve yaratıcılık akılda başlar.
Yaratıcılığınızı maksimum şekilde kullanıp bu yaratıcılığınıza gereken duygu sinyallerini katarak, arzu ettiğiniz yaşamı gönlünüzce yaratabilmeniz ve yaşamın sihrini daima hatırlamanız dileğimle...
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
YorumlarToplam 4 yorum mevcut
A.Nilgun Aktas 7 ay önce yorumlandı
Bilgen'ciğim, ilgi duyup okuduğun, beğenip yorum yazdığın için yürekten teşekkürler canım. Başka yazılarda görüşmek üzere.
Bilgen 7 ay önce yorumlandı
Yüreğine , kalemine , kelamına sağlık...
A.Nilgun Aktas 7 ay önce yorumlandı
Yorumun için çok teşekkür ederim. İyi ki varsın ve hayatımdasın. Bir dileğimizin olmasını gerçekten istiyorsak, önce buna kalbimiz inanacak, dilimiz sürekli kalbimizin onayladığını sesli olarak ifade edecek, beynimiz de kalbimizin ve dilimizin söylediğini onaylayacak. Yani kalp, dil ve beyin eşit inanacak, sonrasında kusursuz hizalanmaları görebiliriz hayat perdemizde. Öpüyorum canım tekrar çok teşekkürler güzel yorumun için.
suvebeyaz 7 ay önce yorumlandı
dün okuduğum bi yazı da sadece çok istemek yetmez, isteyip olacağına da inanmak gerekir diyodu, kusursuz hizalanmanın ilk şartı bu galiba..düşünmek sihirli yaratımın ilk adımı evet ama onu doğru yönlendirebilmek kısmı biraz zor galiba..yazılarını büyük bir keyifle takip edeceğim, yeni platformuna hoşgeldin diyeyim :)