Ayın her zaman bize tek yüzü dönüktür. Arkada kalan yüzünü hiç birimiz henüz görmedik... Hayatında, bize acaba hep tek yönü dönük olsa, nasıl olurdu? diye düşünürüm...
Hep ana caddelerde sürse yaşam, arka sokakların puslu, izbe, dağınık rutubetli ve tedirgin eden yollarına sapmadan aksa hayatlar...O zaman nasıl deneyimler yaşardık, az çok tahmin etmek mümkün; mutlu olmak için arayışımız tükenmek, doymak bilmez bir mertebeye ulaşırdı sanırım.
Belkide bu durumda çoğumuz; güneşli bir pazar sabahında, denize karşı oturulan bir bankta taze çıtır çıtır bir simit ve bir bardak yeni demlenmiş tavşan kanı çayı ve martı sesleri eşliğinde yudumlanırken şimdi aldığımız haz kadar büyük olmayacaktı…, doyuma ulaşmamız, tatmin olmamaız için gereksinim duyacağımız haz mertebesi yükseli o çıta her zaman yaklaştıkşa daha da yukarılara taşınırdı sanırım…
Hayata baktığınız pencere ne kadar yüksek bir binadaysa, gördüğünüz manzara o denli geniş bir perspektife sahip oluyor. Maddi imkaanlar arttıkça bir çoğumuz; şehrin en yüksek göktelenin tepesinden milyonlarca insanın yaşadığı şehre hakim olacak bir konumdan etrafı gözlemleyebilme şansına da sahip oluyoruz. Şimdi görmeyi dilediğiniz her şey önünüzde...
Fakat artık, ayrıntı namına hemen hemen hiç bir şeye sahip değilsiniz...
Ancak daha alçaktan bakabilenin görebileceği veya o binaların içinde yaşayanların bilebileceği hiç bir özel ayrıntı, tepeden bakarken göreceğiniz binlerce binanın hiç bir odasından size ulaşmayacaktır. Bu Bu yeni manzara artık size oralarda solunan havanın, iklimin ne olduğuna dair, hiç bir fikir veremeyecektir.
Uzun yıllar boyunca, çalıştığım bir çok uluslu, büyük ölçekli şirketin üst kademesinde yer alan yöneticinin, bu problemle yüzyüze kaldığına tanık oldum..Yönetim kadrosunda, piramidin en üst kısmında yer alan kişilerin yükselme süreçleri boyunca, dikey hiyerarşinin egemen olduğu yönetim tarzının geriği; statükocu idare anlayışını benimsemelerinin nihayetinde gelinen mertebeden manzaraları bulundukları irtifa ile doğru orantılı olarak geniş, ancak bir o kadarda yüzeysel kalmaktadır.
Alt kadrolarıyla bağı zayıflayan tepe yönetimin stresi, yükseldikleri noktada durabilmek için üzerlerine basarak tırmandıkları basamaklardaki kadronun ayak oyunlarına kurban gitmek olduğundan, çoğunlukla yukarılara tırmanıldıkça iç basınçta beraberinde o yükselişin hızı oranda artmaktadır.
Bu durumun;gerek söz konusu pozisyonun görev ve sorumlulukları göz önüne aldındığında, gerekse kişisel ilişkiler anlamında sağlıklı sonuçlar doğurması ise tabi ki, beklenemez.
Bu söz konusu yönetimsel yapının; gerek şirketin asli faaliyetlerini yürütmede (örneğin karlılık, verimlilik gibi) ve gerekse personel memnuniyeti söz konusu olduğunda orta ve uzun vadede sakıncalara sahip olduğunu aşikardır.
Burada benim kişisel tercih ve önerim; basamaklı piramit tarzı hiyerarşik yapının (dikey hiyerarşi) yatay hiyerarşiye kademeli olarak geçişini sağlanması yolunda olacaktır.
Yatak hiyerarşik yapının avantajlarından bir kaçından kısaca özetlemem gerekirse; Bilgi akışının şefaflaşması ve hızlanmasıyla beraber, gerek karar verme mekanizmasının daha pratik işleyişi, gerekse basmaklı modelin dönüşmesiyle beraber, omuzlarına binen yükün ortadan kalmasıyla söz konusu olmakta.
Yatak hiyerarşide dikey olanın aksine piramidal yapının alt basamaklarında görev yapan kadronun motivasyonu artacaktır. Hız ve verimliliğin artışıyla beraber, zincirleme reaksyondaki tepkime mantığıyla işleyecek olan sistem, bu aşamaya gelindiğinde karlılığını da otomatik olarak yükseltme trendine sokacaktır.
Basamaklı pramidal yapısal hiyerarşide, dengelenmemiş gerilimler mevcut olduğundan;bu durum elemanlar arasında gerginlik olarak kendini tezahür ettirecektir. Ve üst yönetim de sürekli olarak bu gerginlikleri dengelemek zorunda kalacaktır.
Nihayi olarak tüm olan biten; “Yönetimde Farkındalık Noksanlığı” veya ihmal edilişinin sonucu olarak eşyanın tabiatı gereği yaşanan,"Dengelenmemiş gerilimlerin tezahürüdür."
Sevgi ve ışıkla...
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!